Zıtların Bize Öğrettiği
1 Şubat Perşembe, 2001
İÇİNDE yaşadığımız şu kâinat, Rabbimizin bize gönderdiği canlı bir mektup olarak, sayısız hikmetli ‘söz’lerle doludur. Yer’in insanları olarak bizler, bu sözleri okuyabildiğimiz oranda, ülfet perdesinin boğduğu bakışlarımızdan silkinip kâinatın mükemmelliğine nüfuz ederiz. Ve melekutî âlemi de dünyalarımıza taşır hale geliriz.
Ne var ki, kolay bir iş değildir bu sözleri okuyabilmek. Zira, gözün gezindiği afâkî âlem, bir anda kendini ele vermez. İlk bakışlar, hepsi kendine has gibi gözüken zıtların cirit attığı bir kâinat tasavvuru sunar insana. Hızlı-yavaş, uzun-kısa, sert-yumuşak, soğuk-sıcak, katı-sıvı, koyu-açık, köşeli-yuvarlak, yüksek-alçak, uzak-yakın.. gibi ya da gök-yer, hava-toprak, dağ-vadi, tümsek-çukur.. gibi veyahut iyi-kötü, güzel-çirkin, fayda-zarar.. gibi nice zıtlar, sanki hepsi kâinatı kendi yanına çekmek ister gibidir. Ancak, kâinatın metne dökülmüş sureti olan Kur’ân’dan alınan ders ve sonrasında gelen afâk gözlemimiz, sözünü ettiğimiz zıtlara olan bakışları tağyir eder. Ve biz o zaman anlarız, zıtların kâinatta mükemmel bir birliği, dengeyi, dolayısıyla nizamı görünür kılan tamamlayıcı cüzler olduğunu.